TEVHİD GÜLİSTANINDA 100. TOMURCUK

804114 teuhid

AYLIK İSLAMİ EĞİTİM DERGİSİ | ŞUBAT - MART '21 | YIL: 10 | SAYI: 100 | FİYATI: 128 | ISSN: 2148-4635

2012 2013 2014 2015 2016 2017 2018 2019 2020 2021

HALİS BAYANCUK ENES YELGÜN - ÖZCAN YILDIRIM - MAHİ KEREM ÇAĞLAR - ÖMER AKDUMAN - EMRE ACAR

pg» 001 JO gn 100p (00 (008 00 $ 100210050 teuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhid teuhid tevhid 1005210051007 1001100521005210051007 10055 teuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhid 10052100:210021007211005210052100100210052 teuhidteuhidteuhidteuhidteuhid tevhid teuhidteuhidteuhid 005210052100521007210052100j21002100ğ21005 Makayla erler beğ) öm 1005 10052100521007211005210052110052 1007 a a 0021001 1007100 1002700:(002 700 teuhidteuhid teuhidteuhidteuhidteuhid teuhidteuhid tevhid 100721002 100721007210027100100:210057 100x7 teyhidteuhidiuhid iuhidteuhidteyhidteuhidieuhd ieuhi 10052 170051710072100527100521005210010052 1001 teuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhid tevhid teuhid 100521007210022100221005210052100521005210052 teuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhid 10057100521100521001100511002 1005211001002 teuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhid 0052 1002110052100710021002100100571007 teuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhid 1002210071100210022100221002100521002271002 teuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhid 100521005100ğ110071005210052 1002100710052 teuhidteuhidteuhidteuhidteuhid teuhid teuhid teuhid teuhid 100521002110052100710052100100510027 10052 teuhid teuhidteuhidteuhid teyhid teuhid tevhid tevhid teuhid 002710052 100210027100521004210051005710052 teuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhid 1005210052 1005210021002210052100521002210087 teuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhid 100521005271005210052 1005210052100 1005210052 teuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhid 1005 1007100221007210057100210052100521002 teuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhidteuhid AN SAYI AÇAN SAYI TY SAYI AY sanı AY SAYI AY SAYI EN SAYI AY Sarı Af) san

teuhid mi

AŞİ) yas şi) | as

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu, Allah'a hamd, Resül'üne salât ve selam olsun.

"Küfrün Karanlıklarından Vahyin Aydınlığına” umdesiyle çıktığımız bu yolda bizleri 100. sayıya ulaştıran Rabbimize hamdolsun.

Bundan 100 sayı önce ilk editör yazımıza bir hadis zikrederek giriş yapmıştık. Tevhid Dergisinin çıkış noktası olan ve tüm çabamızı açıkça ortaya koyan bu hadisi şimdi, 100. sayımızda aynı düsturla tekrar zikrederek başlamak istiyoruz:

"Allah'a yemin ederim ki Allah'ın senin elinle bir kişiye hidayeti ulaştırması, kızıl develere sahip olmandan daha hayırlıdır."

Yüce Allah'ın lütfu ve izniyle 100. sayıya ulaştığımız bu sayımızda geriye dönüp geçen zamanı değerlendirmenin yerinde olacağını düşündük. Bu sebeple Tevhid Dergisinin neden ve nasıl başladığına, neyi amaçladığına bugünümüzden bakalım ve bu noktaya hangi aşamalardan geçerek geldiğimizi tefekkür edelim istedik.

Yayın hayatına 2012'nin ilk ayında başlasa da temelleri Halis Hoca'mızın da vur- guladığı gibi 2008 yılında atılan bir tohumun meyvesidir Tevhid Dergisi. İşte bu nedenle Hocamız Mısır'daki hayatından başlayarak günümüze kadar yaşadığımız dönemleri ve her birinden çıkarılacak dersleri güzide kalemiyle bizlere aktarıyor.

Yazarlarımız, kendi bakış açılarıyla bu yolculuğa nasıl başladıklarını, hislerini ve bu husustaki düşüncelerini bizlerle paylaşıyorlar.

Hiç kuşkusuz Rabbimizin bizlere verdiği en büyük nimet, hidayettir. Tevhid Dergi- sinin bir şekilde hayatlarına dokunduğu okurlarımız, 100. sayı özel sayımızda bizlere her biri birbirinden özel hidayet bulma öykülerini anlatıyorlar.

Başta Halis Hoca'mız olmak üzere değerli yazılarıyla Dergimizin yayın amacına katkı sunan tüm yazarlarımıza ve Dergimizin en güzel şekilde sizlere ulaşması için emek harcayan bütün kardeşlerimize teşekkür ediyor ve Rabbimizden, tüm bunları salih amel olarak kabul etmesini diliyoruz.

İlk günden bugüne verdiğiniz destek, ettiğiniz dualar, oldukça kıymet verdiğimiz görüş ve eleştirileriniz için sizlere teşekkür ediyor ve bizlere 100. sayımızı takdim etme nimetini veren Rabbimize bir kez daha hamdediyoruz.

Editör

1. Buhari, 3009; Müslim, 2406

&i

teuhid

AYLIK İSLAMİ EĞİTİM DERGİSİ

Cemâziye'l Ahir - Receb 1442 | Şubat - Mart '21| Yıl: 10 | Sayı: 100 | Fiyatı: 128 | ISSN: 2148-46

Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Abdullah DEMİR

Yayın Türü Yaygın Süreli

Reklam ve Abonelik www.tevhiddergisi.org tevhiddergisi©gmail.com

Adres Kirazlı Mh. Mahmutbey Cd. No: 120 34212 Bağcılar/İSTANBUL

Abonelik 0 (545) 762 15 15

Yazışma Adresi Abdullah DEMİR Güneşli Merkez Postane P.K. 51 Bağcılar/İSTANBUL

Basım Şenyıldız Yayıncılık, 45097 Gümüşsuyu Cad. Işık Sanayi Sitesi C Blok No: 19/102 Topkapı/İSTANBUL 0 212 483 4791

Dergi içerisinde yer alan yazılardan ilgili yazar mesuldür. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

Satış Noktaları: Tevhid Kitabevi

İstanbul O; Kirazlı Mh. Mahmutbey Cd. No: 120/A 34212 Bağcılar/İSTANBUL O 545 762 15 15 Ankara : Piyade Mh. İstasyon Cd. No: 190 Etimesgut/ANKARA O 543 225 5048 Diyarbakır : Kaynartepe Mh. Gürsel Cd. No: 90/A 21090 Bağlar/DİYARBAKIR O 543 225 50 43 Konya : Mengene Mh. Büyük Kumköprü Cd. No:78/A 42020 Karatay/KONYA 0 543 225 5049 Van : Vali Mithatbey Mh. Gündüz 2. Sk. No:2 A İpekyolu/UAN O 543 225 50 45

İrtibat Büroları Merkez (O: Kirazlı Mh. Mahmutbey Cd. No: 120 34212 Bağcılar/İSTANBUL Avclar (O: Firuzköy Mh. Kazım Karabekir Cd. Tütün Sk. No: 2 34325 Avcılar/İSTANBUL

Sultangazi : İsmetpaşa Mh. 95. Sk. No: 41/4 34270 Sultangazi/İSTANBUL Diyarbakır : Mezopotamya Mh. 327. Sk. Seval Kent Sitesi A Blok No: 1/4 Kayapınar/DİYARBAKIR

Konya : Mengene Mh. Büyük Kumköprü Cd. No:78/A 42020 Karatay/KONYA Van : Bahçıvan Mh. Sıhke Cd. Karatekin Sk. Yavuz Canlı Apt. Kat: 2 65040 İpekyolu/UAN Bursa : Bağlarbaşı Mh. Nilüfer Cd. 2. Fırın Sk. No: 4 16160 Osmangazi/BURSA

Ankara : Piyade Mh. İstasyon Cd. No: 190 Etimesgut/ANKARA

İÇİNDEKİLER

TEVHİD GÜLİSTANINDA 100. TOMURCUK Halis BAYANCUK

TEVHİD VE SÜNNET CEMAATİNİN TEMELLERİNİN ATILMASI 26 VE TEVHİD DERGİSİNİN AÇILMASINA GİDEN YOL

BEN TEVHİD DERGİSİYİM ŞİİR

BASKI VE ENGELLEMELERİN KISA TARİHİ

ZEMHERİDE KARDELENLER Osman SADIKOĞLU

BETON BLOKLARIN VE SOĞUK DEMİRLERİN ENGELLEYEMEDİĞİ BİR KARANFİL: TEVHİD DERGİSİ gg

Ozcan YILDIRIM

TEVHİD VE SÜNNET MÜCADELESİNDE

YENİ BİR SOLUK: TEVHİD DERGİSİ Enes YELGÜN

İLMİN KÂĞIDA NAKŞEDİLMESİ 46 Enes DOĞAN

SORUMLULUK BİLİNCİYLE YAZMAK

Emre ACAR 48 HAYATIMIZ YAZI! Kerem ÇAĞLAR

SANCIYLA DOĞMAK

Mahi

YAZARAK DERTLEŞMEK Ömer AKDUMAN

ÇİN'DEKİ IRAKLI

Yunus ÇELİK

ARAYIŞ Amed Yaşar

ASRIMIZIN MUSAB'LARI Fatih SARIGÜL

DİSKO SAHİBİNDEN TEVHİD DAVETÇİSİNE Ali ALTINTAŞ

BOŞLUKTAN HAYAT DOLU HAYATA Tolga TAŞTEMEL

KİRLİ ELLERİN

TEVHİD NURUYLA YIKANMASI 70 Tuncay KAHRAMAN

UYANIŞ Göksel TERCUMAN

TRAFİK KAZASIYLA GELEN HİDAYET Mustafa OUA

TAĞUTLARIN SAFINDAN İZLEMEK Ömer Faruk ERDOĞAN

TEVHİD GÜLİSTANINDA 100. TOMURCUK

HALİS BAYANCUK (EBU HANZALA)

halisbayancuk©tevhiddersleri.org

Gündemini başkalarının belirlediği bir yapı bireysel ve toplumsal ıslahta rol alamaz; çünkü edilgendir... Aylık gündemimizi belirleme çabasının yazılı ayağını Tevhid Dergisi üstlendi, Allah'a hamdolsun.

Allah'ın adıyla. Allah'a hamd, Resül'üne salât ve selam olsun. Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,

gi Allah'ın yardımı ve rahmetiyle Tevhid Dergisinin 100. sayısını çıkarmaya muvaffak olduk. Yerde ve gökte, başta ve sonda hamd O'nadır «co. Bu vesileyle kardeşlerim, Derginin ilk çıktığı zamandan bugüne kadar yaşanan süreci yazmamı istediler. Hem onların isteğine icabet etmek hem tarihe not düşmek hem de muhasebeye vesile olsun ümidiyle; birkaç yıl geriden alarak yazmamın daha verimli olacağını düşündüm. Tevhid ve Sünnet davetini dönemlere ayırarak, ders alınacak ve şükre vesile olacak yönlerini anlatmaya ça- lıştım. Rabbimden başarılı kılmasını diliyorum.

1. Dönem: Cemaatsiz Davet Dönemi

Bu dönem 2007-2009 yılları arasını kapsamaktadır. Bir yılı dışarıda (2007-2008), bir yılı cezaevinde (2008-2009) geçen bu süreç, davetin olduğu, ama cemaatleşmenin olmadığı -daha doğrusu olamadığı- birinci dönemdir. Bu dönemin detaylarına dair şunları söyleyebilirim:

Bilindiği gibi; 2003-2007 yılları arasında Mısır'da yaşadım. Bu süre zarfında tüm düşüncem ilmi çalışmalar yapmak ve 2009 sonrasında farklı ülkelerdeki ilim merkezlerini gezerek, duruma göre, her birinde bir veya iki yıl kalmaktı. Âdetim olduğu üzere süreci tüm detaylarına kadar planlamıştım. Kalınacak yerler, okunacak dersler, her bölgenin iyi âlimleri, maddi kaynak... Tek bir hakikati hesaba katmamışım: Kader! Şöyle ki; 2006 yılında yaşadığımız bölgeye bir

teuhid|4 (00

.CEMÂZİYE'L ÂHİR 1442 - ŞUBAT'21 RECEB 1442

teuhid

grup yabancı öğrenci taşındı. Azeri, Kafkas, Tacik vb. farklı uyruklardan olan öğrencilerle tanıştık; yaptığımız derslere onlar da katılmaya başladı. Her gün nahiv, akide, hadis dersleri; haftada bir gün de mevize/tezkiye sohbetleri yapıyorduk. Aynı bölgede Suudi destekli başka bir grup, geniş maddi imkânları da kullanarak Türki cumhuriyetlerden gelen öğrencilerle ilgileniyor; eğitim, barınma ve burs gibi ihtiyaçlarını organize ediyorlardı. Suud'un dini olan; yöneticilere itaat, mustazafları suçlama, müstekbirleri aklama ve küresel tuğyana teslimiyeti aşılıyorlardı. İlk kriz; bizim derslere katılan öğrencilerle mezkür grup arasında patlak verdi. Ben de kardeşlere; tartışmaya girmemelerini, bunun yerine delillerini yazılı olarak birbirlerine vermelerini, herkesin bir diğerinin delillerini okuyup anlamaya çalışmasını önerdim. Ham- dolsun; öneri kısa sürede faydasını gösterdi. Birçok genç, sakin bir kafayla, sırf anlamak için bizlerle konuşmaya başladı. Tabii öğrenen her insanın yaptığı gibi hocalarına soru sormaya, sorgulamaya başladılar. Yazılı delil olarak hocalarına sundukları Abdulkadir ibni Abdulaziz'in "Cami" kitabından bölümler, hocaları tarafından İstihbarata şikâyet konusu edildi. İkinci kriz; bizi yolda gören her yabancı öğrencinin, "Neden vakit namazlarında camiye gelmiyorsunuz?” sorusuyla başladı. Birkaç gün sonra anladık ki organize bir durumla karşı karşıyayız. Birileri bölgedeki öğrencileri bize karşı kışkırtıyşor. Zikrettiğim iki problem devam ederken, tatil dönemi geldi. Yeni sezonda başlamak üzere dersleri sonlandırdık...

Tatil döneminde bir kısmımız memleketlerine döndü, ben de Türkiye'ye geldim. Bu esnada Mısır'daki yabancı kardeşlere operasyon yapıldı. Bir kısmı ağır işkence gördükten sonra sınır dışı edildi. İstihbaratın bizimle ilgili sorduğu sorular, Mısır sürecinin sonlandığını gösteriyordu. Böylece kader bizim planlarımızı bozdu, hiç hesapta olmayan bir süreç başladı.

Önümüzde üç seçenek vardı: Diyarbakır, Konya ya da İstanbul'a yerleşmek. Konya seçene- ğini eledim. Zira benim kafam ve gönlüm karışık, Konya karmakarışık; bu kadar karışıklık bir araya gelirse iyi olmaz diye düşündüm. Diyarbakır seçeneğini de eledim. Zira Diyarbakır'da davetten ziyade tartışma yaşanıyordu. O günkü ortam Diyarbakır'a yerleşmek için uygun değildi. Geriye zorunlu olarak İstanbul'a yerleşmek kalıyordu. Mısır'dan tanıştığımız arkadaş- ların vesilesiyle İstanbul'a yerleştik. Bir arada bulunduğumuz arkadaşlarla konuşmamız şu minvaldeydi: Ben altı ay kadar davet yapacak, ders verecektim. Bu süre sonunda şayet uygun görürsem kalıcı bir çalışma yapacak, uygun görmezsem çalışmayı bırakacaktım. Kendimce bu altı aylık sürece dair tüm programımı yaptım. Yine bir hakikati hesaba katmamıştım: Kader!!

İlk etapta şöyle bir program yaptık:

»* Okumaya müsait gençlerden bir grup oluşturup, her gün sabah namazından sonra onlarla

ilmi dersler yapmak. Bu çalışmanın temel gayesi gençlerle yakından, birebir ilgilenmekti. Zira insan, ancak birebir ilgilenmeyle yetişir, olgunlaşır.

* Ders grupları oluşturup belli yaşın üstündeki insanlarla ev sohbetleri aracılığıyla birebir ilgilenmek.

* Haftada bir gün genel sohbet yapıp toplumun tüm kesimlerine davet yapmak.

1. İstanbul'a yerleştiğim ilk yıl, komşum olan Müslim üç (öz) kardeşin çok yardımını, desteğini gördüm. Hem kendileri hem de aileleri bu süreçte büyük fedakârlıklar yaptılar. Bugün farklı sebeplerle aramızda olmasalar da, yaptıkları fedakârlıklar aramızda yaşıyor. Özellikle gençlere yönelik programlarda çoğu zaman bireysel fedakârlıklarla yanımda durdular. Allah (cc) razı olsun.

(00 5 teuhid

CEMÂZİYE'L ÂHİR 1442 - ŞUBAT'21 RECEB 1442 -MART2I

teuhid

* İnsanların sosyalleşeceği, davet yapabileceği, ilgilendikleri insanları davet edebileceği davet merkezleri oluşturmak.

Hamdolsun; çalışmalar başladı ve süreç Allah'ın «co yardımıyla istediğimiz gibi şekillendi. Birebir ilgilendiğim gençlerin de yardımıyla gayet verimli bir süreç yaşandı. Ancak zamanın ilerlemesiyle bazı sorunlar fark etmeye başladım. Daha doğrusu her işte olduğu gibi; ciddiyete binince bazı elemeler yapılması gerektiğini anladım.

Sorunları şu başlıklar altında özetleyebilirim:

* İnsanların çoğu şer'i anlamda bilgi edinmek, öğrenmek için çaba harcamak ve yorulmak istemiyordu. Buna bağlı olarak insanlarla ilgilenmek, onların sorunlarını dert edinmek, ken- disinden ve ailesinden fedakârlık yapmak da istemiyordu. Hiç unutmuyorum; bulunduğu bölgede öncülük/abilik yaptığını düşünen birine, "Neden pazar derslerine katılmıyorsunuz?" diye sormuştum. Cevap, "Pazar günü tatil, hanım ve çocuklarla bir şeyler yapıyoruz." olmuştu. Zikrettiğim dersi talep edenlerden biri, ciddiyete binince böyle cevap verebiliyordu. Bu insanlara yönelik bir program yaptık. Düzelen düzelecek, düzelmeyenlerin bir daha ortam- larımıza gelmemesini isteyecektik. Hamdolsun; çalışmalar fayda verdi, bir kısmı düzeldi. Fakat bir kısmı hatalarında ısrarcı oldu, onlarla yollarımızı ayırdık.

* Hitap ettiğimiz insanların büyük çoğunluğu İslam'ı ilk defa bizim vesilemizle tanımış değildi. Büyük çoğunluğunun İslami bir geçmişi, kalıplaşmış bazı davranışları ve bir din anlayışı vardı. Bir kısmı, geçmişte tevhidi söylemlere sahip AK Parti ile beraber çizgisini değiştiren cemaatlerden ayrılan insanlardı. Bir kısmı, aşırı düşüncelere sahip, toplumdan izole bir hayat yaşayan ve aşırılığını daha sonra fark eden insanlardı. Bir kısmı, işgal altındaki topraklara gidip savaşmak ve şehit olmak dışında hiçbir fikre sıcak bakmayan insanlardı. Bir kısmı, Hanefi-Maturidi cemaatlerde tevhidi söylemlere sahip, ancak Kur'ân ve sünnet merkezli yaşamak için onlardan ayrılmış insanlardı. Bir kısmı, Suudi çizgisinde selefilikten ayrılmış insanlardı. Bir kısmı da ilk defa bizim davetimizle İslam'la tanışmış yeni, imani heyecana sahip ve yetişmeye müsait insanlardı...

Kalpleri farklı yönlere bakan insanların bedenlerinin bir arada olmasının önemi yoktur. İtikadi ve menheci birliktelik yoksa orada bir cemaatten değil, olsa olsa bir kalabalıktan söz edilebilir. Zira kahvehanede de bir arada oturan insanlar vardır. Şer'i anlamda böyle bir kalabalık; suyun, önüne katıp sürüklediği, hiçbir özgül ağırlığı olmayan çer çöp gibidir.? Böyle bir kalabalığın bireysel ve toplumsal ıslaha ne katkısı olabilir ki? Ne yapmalıydık? Bu insanları birbirinden ayırıp farklı gruplar içinde kaynaştırmalı, ortak bir inanç ve menhec eğitimi vermeli, yakından ilgilenmeliydik. Öyle de yaptık. Kısa süre içinde ıslaha açık bireyler ile alışkanlıklarıyla mutlu, düzelmeye niyeti olmayan insanlar ayrışmaya başladı. Tereddütsüz bir şekilde, eğitimle düzelmeyenlerle yollarımızı ayırdık. O süreçte yaşadıklarımızın bugüne

2. Sevban'dan (ra) şöyle rivayet edilmiştir: "Resülullah (sav) şöyle buyurdu: 'Yakında kâfir millet ve toplumları, yemek yiyenlerin sofra etrafında toplandıkları gibi sizinle savaşmak için birleşip toplanacak.' Bir kimse, 'O gün biz sayı olarak az olacağız?" diye sordu. Resülullah ise, 'Hayır, siz o gün kalabalık ve çok olacaksınız, fakat selin önündeki çer çöp gibi zayıf olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın gönlünden sizden korkma hisssini söküp çıkaracak ve sizin gönlünüze de vehn atacaktır.' buyurdu. Yine bir kimse, 'Vehn nedir, ey Allah'ın Resülü?' diye sorunca Resülullah, 'Vehn, dünyayı aşırı sevmek ve ölümden hoşlanmamaktır.' buyurdu." Ebu Davud, 4297)

teuhid 6 (004

CEMÂZİYE'L ÂHİR 1442 - ŞUBAT'21 -MART2I

teuhid

bakan etkilerinden biri; cemaat geçmişi olan insanlardan ziyade yeni, ilk defa İslam'la tanışan insanlarla ilgilenme hassasiyetidir.

* Bulunduğumuz çevrede mebzul miktarda bulunan, kerametleri/abilikleri kendilerinden menkul; hayatın hiçbir alanında muvaffak olamamış; sokak jargonuyla konuşan; kesinlikle bir işte çalışmayan; zengini kırkından sonra baba parasıyla, yoksulu gençlerin sırtından, bir kısmı da küçük çocuklarını çalıştırıp onların sırtından geçinen insanlar vardı.

Çoğu gençleri cihad hayalleriyle oyalayan, hakikatte kendi ayak işlerini yaptıran adamlar... Birçok gence ne dini ne ahlakı ne de hayatı öğretmişler. Arapların deyimiyle "bir şeyi kaybe- den başkasına veremez"; kendilerinde olmayanı nasıl gençlere verecekler ki?

Kim olursa olsun; ilgilendikten sonra bir karara varmak gerekir. Biz de öyle yaptık. Açıkçası bu kişilerle bir mesafe katedemedik. Zira sorun çok derindi. Öncelikle bu insanlar başta din/ilim olmak üzere her alanda kendilerini bilirkişi kabul ediyorlardı. Buna bağlı olarak kendilerinde, her alana müdahale etme hakkı buluyorlardı. Örneğin bir hocaya, "Dersi şöyle anlatmalısın.” diyebilecek, işletme mezunu birine ekonomi dersi verecek, bir avukata hukuk anlatacak kadar had, sınır ve edep anlayışından uzaklardı. Bu insanlarla konuşarak veya eğiterek yol alamadık. Ancak gençlere itikad, ahlak ve menhec eğitimi verince, doğal olarak bu insanlardan uzaklaştılar.

» İslam ümmetinin diğer yarısı olan kadınlar ihmal ediliyordu. Biraz Arap cahili aklı, bi- raz da Anadolu cahili aklının birleşiminden neşet eden kadın algısına göre; kadın, varlığı itibarıyla bir sorundu, çok konuşurdu, boş konuşurdu, yaratılış gayesi dırdır etmekti... Bu cahili anlayış, kadına yönelik her eğitimin boş ve faydasız olduğuna inanmıştı. İslami mü- cadele potansiyelinin yarısını atıl/işlevsiz bırakan mezkür anlayış; işin ilginç yanı, kadını da buna ikna etmişti. Hangi kadınla konuşsam, "Hocam, biliyorsunuz ben kadınım, zayıfım..." diye başlayan, Arap-Anadolu cahiliye inancını tekrar ediyordu. Oysa şer'i mükelleflik, yani kulluk ve dine hizmet konusunda kadın ve erkek eşittir.? Zayıf, yaratılan kadın değil, tüm insanlardır.* Gevezelik, erkek için ıslah edilmesi gereken bir ahlaki zaaf olduğu gibi kadın için de zaaftır. Her mümin erkek ve kadın arınmak, ıslah olmak zorundadır. Takva ve fıskta kadın ve erkek için ayrı kategoriler olmadığı gibi, cennet ve cehennemde de kadın ve erkek için farklı kategoriler yoktur.

Aslında bu sorun; erkeğin cahiliyeden tevarüs ettiği, şer'i sınırları aşan kıskançlıkive tüm otoriter toplumlarda görülen, güçlünün tahakküm kurabileceği zayıf bir zümre oluşturma hevesinden kaynaklanıyordu. Elbette insan bu zaafına da delil bulacak, kötü amelini süsle-

3. Şüphesiz ki biz; göklere, yere ve dağlara emaneti (şer'i sorumluluğu/irade ve mükellefiyeti) teklif ettik. Onu yüklenmekten ka- çındılar. Ve ondan endişeye kapıldılar. (Ama) insan onu yüklendi. Çünkü o, pek zalim, pek cahildir. (Bu teklif) Allah'ın münafık erkek ve münafık kadınlara, müşrik erkek ve müşrik kadınlara azap etmesi; mümin erkek ve mümin kadınların da tevbelerini kabul edip (onları bağışlaması) içindir. Allah (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Gafür, (kullarına karşı merhametli olan) Rahim'dir. (33/Ahzâb, 72-73)

4. ".. Ve insan zayıf olarak yaratıldı." (4/Nisa, 28) 5. Böylece erkek, kadını eve hapsetmiş ve onu İslami mücadeleden uzak tutmuştur.

6. Devletin vatandaşı, zenginin fakiri, sağlıklının engelliyi, erkeğin kadını, erkek ve kadının elbirliğiyle çocuğu ezmesi; ilkel ve modem cahiliyenin değişmez karakteridir.

100» 7 teuhid

CEMÂZİYE'L ÂHİR 1442 - ŞUBAT'21 RECEB 1442 -MART2I

teuhid

yecek, kendini Allah «co ile aldatacaktı! İnsanoğlunun inanıp da delil bulamadığı hangi konu vardı ki bu konuda delil bulmasın?

Hamdolsun; zor oldu, ancak bu sorun da aşıldı. Zira kadın sorunu, yukarıda zikrettiğim sorunlu insanlardan kaynaklanıyordu. O insanların kimisi doğal yollarla kimisi imtihanlarla kimisi de bizim uzaklaştırmamızla elenince, sorun da suhuletle çözülmüş oldu. Bugün mü- cadelenin her alanında inanan ve teslim olan kardeşlerimiz, yüzümüzü ağartan hizmetler sunuyor, yüce Allah'ın yüklediği emanete sahip çıkıyorlar.

* Topluma öncülük yapma iddiasındaki insanlar, mücadele saflarında zor durumda kalan insanlara karşı kayıtsızdı. Hiç unutmuyorum; bir gün mescidde kalan ve sabah namazından sonra ilmi dersler yaptığımız gençlerin, bazı günler öğün atlamak zorunda kaldığını öğren- dim. Verilen harçlık yetersizdi... Geçici bir çözüm ürettikten sonra, sorunun çözümünde rol alması gereken bir şahsı evinde ziyaret ettim. Yemek saatine denk gelmişim. Beni de davet ettikleri, orta sınıf için mükellef kabul edilecek bir sofrayla karşılaştım. Gençlerin durumunu, onlara kaynak oluşturulması gerektiğini... anlatınca şu cevabı aldım: "Ashab-ı Suffa da bazı günler yatıyordu, idare etsinler."

Elbette söylenmesi gereken ne varsa söyledim ve oradan ayrıldım. Hemen akabinde bir hanımefendi kendisine yardım sözü verilmesine rağmen kimsenin kendisiyle ilgilenmediği şikâyetini iletti. Bu hanım kardeşimizden sorumlu kişiyle konuşunca, "Kocası öldü, biz artık ona karşı mesul değiliz." dedi. Bu iki olaydan sonra kat'i surette bu insanlarla yol yürünme- yeceğine karar verdim. Tam bu esnada ilginç bir olay daha yaşandı. Cuma vakti mescide gelen bu zevatın arkadaşlarından biri, civardaki bir camide cuma kılmak için gençleri davet ediyor. Arkadaşlarımız da gerekçelerini açıklayarak cumaya katılmayacaklarını söylüyorlar. Bu kişi gençleri Harici olmakla suçluyor. Kime göre, neye göre Harici olduklarını sorduklarında; cihad âlimi olarak isimlendirdiği bir grup ilim adamının ismini zikrediyor. Gençler; güncel konularda o isimler gibi düşünmediğimizi, birçok konuda onların ictihadlarına katılmadığımızı beyan ediyor ve henüz çıkmış olan "Tüm Resüllerin Ortak Daveti" kitabıyla itikada dair bazı dersleri dinlemesini öneriyorlar. Bu teklif karşı tarafı iyice öfkelendiriyor ve asıl Haricinin ben olduğumu ilan ediyor.

Böylelikle itikadi, menheci ve ahlaki olarak anlattığımız meseleleri birilerinin kabul etmediği ve bizi vitrin olarak kullanmak istedikleri yakinen anlaşılmış oldu.”

Ortaya çıkan soruna dair çözüm arayışı içindeyken bir operasyona maruz kaldık. O dönem

7. Aslındabu durum Türkiye'de çokça karşılaşılan bir problemdir. Genelde cemaat çalışması yapanlara bakın; doktordur, mühendistir, tüccardır... Çalışmada vitrin olarak kullanacakları bir ilim adamına ihtiyaç duyarlar. Şayet o ilim adamını kullanıp yönlendire- bilirlerse ne âlâ, aksi olduğunda ise hocaların İslami çalışmaya uygun olmadığından yakınırlar. Doğrudur; Türkiye'de hocalar -istisnalar olmakla birlikte- Cumhuriyet Dönemi'nden kalma bir korku ve zilletin vârisleridir. Dini ekmek kapısı edinirler. Sıra kitaplarını okuduktan sonra ilmi anlamda emeklilik süreci yaşar, ancak dünyadaki saygın âlimlerin gördüğü muameleyi görmek isterler. Kültürlü bir genç dahi birkaç kitap karıştırarak, herhangi bir konuda en az onlar kadar malumat sahibi olabilir. Tüm bu olumsuz sıfatlarıyla İslami bir çalışma için uygun değillerdir. Bu, bir vakıadır. Ancak sorunun nedeni ülkedeki kısır döngüdür. Kullanabildikleri sürece el üstünde tutulan hocalar, kullanılmadıkları yerde karalanmaktadır. Oysa hocaların topluma karşı s0- rumlulukları olduğu gibi toplumun da hocalara karşı sorumlulukları vardır. Hocalarda bulunan mezkür eksikliği gidermek için İslami topluluklar ıslah çabası içinde olmalıdır. Aksi hâlde gerek tağutların güdümündeki akademi gerek geleneğin zaaflarıyla malul medreseler, İslam'ın ruhuna uygun olmayan mekânlardır ve gayri İslami insan tipi yetiştirmektedir, Allah'ın rahmet ettikleri müstesna,

teuhidi 8 (004

CEMÂZİYE'L ÂHİR 1442 - ŞUBAT'21 RECEB 1442 -MART2I

teuhid

Tüm Resüllerin Ortak Daveti kitabını yayımlamıştık. O kitapta isim vererek F. Gülen'i ve dini olduğu iddia edilen projesini eleştirmiştim. Bunun üzerine operasyona maruz kaldık. Zira o dönem tüm kurumlar onların elindeydi ve F. Gülen'i ima yoluyla eleştiren dahi operasyona maruz kalıyordu.

Emniyet ve Yargıda etkin olan Cemaat -bugünkü ismiyle FETÖ-, operasyonun mimarıydı. Bizleri El-Kaide olma töhmetiyle cezaevine aldılar. Bu operasyonun zannımca biri tarih bo- yunca değişmeyen asli, ikisi de her çağın kendisine özel olan şartları içinde üç nedeni vardı:*

Asli neden; Âdem css) ile başlayan ve kıyamete dek sürecek olan, tevhid ve şirk arasındaki amansız kavgadır:

"Andolsun ki biz: 'Allah'a ibadet edin. diye (davet etmesi için) Semud'a kardeşleri Salih'i yolladık. (Davet başladığı anda) birbirlerine hasım olan iki grup oluverdiler."? 19

İkinci neden; F. Gülen grubunun başta tevhidi cemaatler olmak üzere İslami kesim içine yerleştirdiği veya devşirdiği ajanların raporlarıdır. Projelerinde kullanamayacakları ve onları eleştiren tüm kesimlere bir şekilde operasyon yaptılar. (Bu şahısları tanımak isteyenlere şu ölçüyü verebilirim: İslami çalışmaların merkezinde yer alan, ciddi anlamda aktif olan bu şahıslar; operasyonlarda gözaltına dahi alınmaz. Şayet gözaltına alınmışlarsa haklarında hiçbir delil bulunmayan insanlar ceza alırken bu kişiler beraat eder. Ve bu ilginçlik birkaç yılda bir tekrar eder.)

Üçüncü neden; operasyondan hemen önce yayımlanan Tüm Resüllerin Ortak Daveti kitabıdır.

Şöyle ki; cezaevine girmeden kısa bir süre önce (2008) Tüm Resüllerin Ortak Daveti ki- tabını yayımlamıştık. O kitapta isim vererek F. Gülen'i ve dini olduğu iddia edilen projesini eleştirmiştim. Bunun Üzerine operasyona maruz kaldık. Zira o dönem tüm kurumlar onların elindeydi ve F. Gülen'i ima yoluyla eleştiren dahi operasyona maruz kalıyordu. Kaldı ki biz dolaylı değil, direkt eleştiriyor ve bu eleştirimizi de dini gerekçelerle yapıyorduk." Dinler

8. Bu bölümü uzunca anlatmamın nedeni; diğer operasyonları anlatırken tekrara düşmeme isteğimdir. 9. 27/Neml,45

10. Tevhid daveti şirkin karşısına çıktığı ânda aralarında husumet baş gösterir. Bu düşmanlık, davetçinin ya da müşriklerin sert-yumu- şak, medeni-bedevi, anlayışlı-despot olmasıyla ilgili değildir. Hak ve batılın tabiatlarında var olan zıtlık ve uyuşmazlık sebebiyledir.

11. Kitabın 2018 sonrasında yapılan yeni baskılarında F Gülen'e dair eleştirileri iki nedenle kitaptan çıkardık. İlki; bizim eleştirdiğimiz dönemde güçlüydü ve toplum üzerinde etkisi vardı. Bugün ise hem zayıf hem de toplum üzerinde bir etkisi kalmadı. Bir diğer neden; Türkiye (f)ilim adamlarında yaygın olan nifak ahlakına karşı tavır almaktı. 15 Temmuz Değerlendirmesi seminerinde de anlattığım gibi; güçlüyken E. Gülen'e övgüler düzenler, iktidarla girdiği kavgayı kaybettikten sonra, eleştiri yarışına girdiler. İlginçtir; dün övgüde ölçüsüz olanlar, bugün yergide ölçüsüz davranıyorlar. Hiç şüphesiz bu, Kur'ân'ın münafıkları tanıtmak için verdiği bir kıstastır. Onlar izzeti güçlünün yanında arar, mühür kimdeyse onun elini eteğini öperler: "Münafıklara, kendileri için can yakıcı bir azap olduğunu müjdele! Onlar ki müminleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet mi arıyorlar? Hiç şüphesiz, izzetin tamamı Allah'a aittir." (4/Nisa, 138-139)

Seminer linki: https://tevhiddersleri.org/kategori/guncel/gundeme-bakis/15-temmuz-olaylari-uzerine-bir-degerlendirme (ET: 21.02.2021)

(001 9 teuhid

CEMÂZİYE'L ÂHİR 1442 - ŞUBAT'21 RECEB 1442 -MART2I

—teuhid

arası diyalog konusundaki eleştirilerimiz o denli zorlarına gitmişti ki; kurumları tamamen ele geçirdikleri 2011 operasyonunda bu durumu iddianameye yazdılar. Evet, yanlış duymadınız! Dinler Arası Diyalog Projesine yönelik tevhidi tutumumuz, laik T.C.de suç unsuru olarak iddianameye konu oldu. İddianameyi hazırlamak FETÖ'ye, on yıl sonra o iddianameden on iki buçuk yıl ceza vermek AK Parti'ye nasip oldu.”

Düşünün: Bu öyle ilginç bir operasyon ki; bizi El-Kaide'den gözaltına alıyorlar, içeride EGM İstihbarat polisleri neden El-Kaide'ye katılmadığımızı soruyor, El-Kaide'ye katılmaya teşvik ediyorlardı. Sonradan bunu inkâr ettiler, bu sebeple onları lanetleşmeye davet ediyor ve Allah'ı cco şahit tutarak diyorum ki; bana iki teklifte bulundular:

"Sana pasaport yapalım, Afganistan'a git." dediler. "Neden?" diye sorduğumda, orada bir cihad olduğunu söylediler. Ben de "Biz kendi topraklarımızdan sorumluyuz, davetimizi bu- rada yapacağız." dedim ve ekledim: "Siz, bizimle onlar arasındaki itikadi ve menheci farkları bilmiyor musunuz?" Biri o anda bana, "Ebu Muhammed El-Makdisi'yi tanıyor musun?” diye sormuş ve şöyle demişti: "O da kimseye yaranamıyor... Hem El-Kaideciler eleştiriyor hem de -i-Kaideci olmayanlar..."

*"Afganistan'a gitmiyorsan Diyarbakır'a git, çalışmana orada devam et." dediler. Ben de hiçbir yere gitmeyeceğimi söyledim ve İstanbul'da kalacağımın altını çizdim.

Bu bölümü okuyan kişilerin aklına şöyle bir soru gelebilir: Devlet memuru ve Türkiye'de ABD aklını temsil eden bir cemaat, bizlerin El-Kaide olmadığını bile bile, neden bizi El-Kaide ismiyle gözaltına alıyor ve neden bu tekliflerde bulunuyor?

Neden El-Kaide?

a. Öncelikle Wikileaks belgelerine de yansıdığı gibi; Türkiye'de polis, radikal gördüğü gruplara El-Kaide ismiyle operasyon yapıyor. Zira başka türlü operasyon yapması, birilerini tutuklatması ve dünyaya -özellikle de ABD'ye- terörle mücadele görüntüsü vermesi mümkün değil. Ancak ABD'liler bu saçmalığın farkında ve bunu yazışmalarına da yansıtıyor.

Türkiye'de artan El-Kaide operasyonlarından sonra, dönemin ABD Ankara Büyükelçisi James Jeffrey'in, Wikileaks belgelerine "SECRET ANKARA 000133" numarası ile yansıyan değerlendirmesi oldukça manidardır:

"1- Basın'da belirtilenin aksine, Polis'teki irtibatlarımız, soruşturma kapsamında tutuklanan yerel İslami radikallerin Türkiye'deki Amerikan çıkarlarına saldırı plan veya niyetleri olmadığını söylediler. Polis, 15 Ocak'ta Ankara'da on üç kişinin gözaltına alındığı operasyonla başlayarak ülke çapında gerçekleştirdiği farklı operasyonlarda 130 kişiyi gözaltına aldı. Hem polis hem de sansasyon peşindeki medya, tutuklananları El-Kaide üyeleri olarak lanse ettiler. Türk Polisi ve diğer güvenlik teşkilatları ile yaptığımız irtibatlardan edindiğimiz kanaat, tutuklanan kişilerin El-Kaide ile irtibatlarının bulunduğuna inanılmadığını yönünde. Bilakis tutuklamalardaki El-Ka-

12. Halis Bayancuk'un internet ortamında yayınlanan Tevhid Davasına Zarar Veren Münafıklar başlıklı videoda "İslama en büyük zararı Kafirleri, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinenlerin, münafıkların verdiğini ve bunun günümüzdeki örneğinin Dinler arası diyalog adı altında İslama millete hizmet ettiğini düşünenler tarafından gerçekleştirildiği" şeklinde konuşmalar yaptığı...

teuhid|10 100

CEMÂZİYE'L ÂHİR 1442 - ŞUBAT'21 -MART2I

teuhid

ide tabiri, örgütle organik bir bağı olup olmadığına bakılmaksızın şüpheli İslami radikallerin tümünün yakalanmasında hem Polis hem de basın tarafından kullanılmakta.

2- Gözaltılar bize önleyici amaçlı tedbirler gibi gelmekte. Türk Polisinin amacı, gelişmeye başlayan hücreleri akamete uğratmak ve üyelerine faaliyetlerinin izlendiğini hatırlatmak gibi görünüyor."

b. İslami yapıları terör etiketiyle etiketleyerek tevhid davetini terörle özdeşleştirmek istiyor- lar. Medya belli örgütleri halkın gözünde şeytanlaştırıyor, sistem rahatsız olduğu oluşumları o etiketle isimlendiriyor. Böylece davete muhatap toplum, daha yolun başında o oluşumla arasına mesafe koyuyor. Bir dönem Hizbullah, sonra El-Kaide şimdi de IŞİD... Medya ve rejim el birliğiyle bu operasyonu örgütlüyor.

c. Sistemin terör örgütü kabul ettiği bir etiket daha rahat gözaltı, tutuklama ve cezalandırma anlamına geliyor. Aksi hâlde önce sizi terör örgütü kabul edecek mahkeme kararına, bunu destekleyecek delillere ve kamuoyunun ikna edilmesine ihtiyaç duyuyorlar. Yolu uzatmak yerine kestirmeden gidip sizi mevcut örgütlerden biriyle ilişkilendiriyorlar.

d. İslami yapılar arasına mesafe koymuş oluyorlar. Maalesef coğrafyamızın tağutları İslami yapılar arasında soğukluk ve yer yer çekememezlik olduğunu biliyorlar. Çoğu "ahlak abidesinin" sizi sizden değil de medyadan tanımayı tercih edeceğini düşünüyorlar, yanılmıyorlar da... Dünya sevgisi, ölüm korkusu ve günümüze özel olarak şirket, vakıf binaları ve lüks araçtan müteşekkil "kazanımları kaybetmeme" hastalığı; sistem tarafından etiketlenen yapılardan uzak durmayı gerektiriyor.

e. Bu suretle siz, ne olduğunuzdan ziyade ne olmadığınızı anlatmak durumunda kalıyor- sunuz. Daveti bundan daha fazla zehirleyen ve aksatan bir şey olmasa gerek! Bu durum, sizi sürekli savunma pozisyonunda kalmaya zorluyor.

f. Dikkat edilirse sistem, bu davaları uzatabildiği kadar uzatıyor. Birkaç ayda bitecek dosyalar on yıl kadar sürüyor. Bu vesileyle İslami çalışma yapanları, sürekli tedirgin bir ruh hâlinde tutuyor. İnsan ruhunda belirsizlik kadar baskı oluşturan başka bir şey olmasa gerek.

Tekliflere gelince;

a. Tağuti rejimler uzun dönemdir bir gerçekliğin farkında: Sıcak çatışma bölgelerinin var- lığı, onlar için faydalı. Böylece rahatsız oldukları oluşumları, o bölgelere sevk ediyor, onların ifadesiyle, kurtuluyorlar. Örneğin Suudi Arabistan; Çeçen ve Afgan Savaşı'nın propaganda minberi gibiydi. Âlimler (I) maaşlarını savaşanlara bağışlıyor, Cuma hutbelerinde cihad çağ- rıları yapılıyor, adamları "cihada" gidenlerin ailelerinin bakımını üstleniyordu. Ancak aynı Suudi Arabistan; Çeçenistan ve Afganistan'dan dönenleri terörist diye hapsetti, çoğunun akıbeti dahi belli değil. Mısır'dan Bosna Savaşı'na davullu zurnalı "mücahidler" yollandı. Ne ki dönenler "Bosna'dan Dönenler" davası adı altında, akıl almaz işkencelere maruz kaldılar. Türkiye, Suriye'ye gidenlere hiçbir müdahalede bulunmadı. Ancak dönenler gözlerini ce- zaevinde açtı... İstihbaratçılar bu durumu "bağırsak temizliği” olarak isimlendiriyor. Tam da tağutların necis zihniyetini ifade eden bir tanım bu: İslam ehlini pislik ve bu bölgeleri de tuvalet olarak görüyorlar... İşte bu nedenle Müslimlerin bu topraklardan gitmesi için çaba

10057 Ti teuhid

CEMÂZİYE'L ÂHİR 1442 - ŞUBAT'21 RECEB 1442 -MART2I

teuhid

Tağuti rejimler uzun dönemdir bir gerçekliğin farkında: Sıcak çatışma bölgelerinin varlığı, onlar için faydalı. Böylece rahatsız oldukları oluşumları, o bölgelere sevk ediyor, onların ifadesiyle, kurtuluyorlar.

gösteriyorlar. Ve tüm tasarrufları şahittir ki; gidenlerden değil, kalanlardan veya gidip geri dönenlerden nefret ediyorlar.

b. Allah «co, elçilerini "ummu'I kura" olan merkezi şehirlerden seçti. Zira merkezi şehirlerde başlayan davet, kısa zamanda tüm bölgeye yayılır. Bizde "İstanbul'a kar yağdı Türkiye'ye kış gelir." derler ya, biraz öyle. Doğuda metrelerce kar yağar, haber değeri taşımaz. İstanbul'a üç santim kar yağar, gazeteler "Türkiye beyaza büründü!" mealinde manşetlerle çıkar. Hâliyle tevhid davetinin merkezi bir ilde olmasını istemiyorlar.

c. Kürtlerin yaşadığı bölge, sistem için gözden çıkarılmış, sorunlu, "ıskartaya çıkarılmış" vatandaşların yaşadığı bir bölgedir. Güvenlik gerekçesiyle o bölgede tutuklama, işkence ve suikast yapmak çok daha rahattır. Ayrıca bölge silahlı çatışmaya müsait bir alt yapıya sahip- tir. Sistem büyüyen yapıları, farklı düşüncedeki yapılarla çatıştırmakta, Kürtlerin toplumsal yapısındaki sorunlar nedeniyle istediği zaman onları savaşla meşgul edebilmektedir. Bu nedenle tevhidi bir cemaatin Doğu'ya transfer edilmesi sistem açısından kazanç olacaktır.

d. FETÖ yapısının Hizbullah Cemaatine karşı özel bir kini vardır. Bizim çocukluğumuzda, gözaltına alınanlara en ağır işkenceleri F. Gülen grubunun yaptığı anlatılırdı. Ki kendim de henüz 16 yaşındaki ilk gençlik dönemimde, Hizbullah operasyonları kapsamında gözaltına alınmış, bu nefreti bizzat yaşamış ve nefretlerindeki ölçüsüzlüğe bir anlam verememiştim. Namaz kılan, Müslüman olduğunu (!) söyleyen bir insanın nasıl ve neden bu kadar vahşile- şebileceğini anlamakta zorlanmıştım.5 Zannımca bizi Doğu'ya yönlendirip Hizbullah ile karşı karşıya getirmek, çatıştırmak istiyorlardı. Çünkü o dönem, Hizbullah'ın 2000 darbesinden sonraki toparlanma süreciydi; galiba bu süreci yeni bir çatışmayla baltalamayı düşünüyorlardı. Allah «co en doğrusunu bilir. Çocukluğum gruplar arası çatışmalar içinde geçtiği için, çatışma ve savaşların nasıl bir musibet olduğunu; kazananı olmayan, grupların birbirini öğüttüğü, kalanı da sistemin ezdiği bir mekanizma olduğunu yaşayarak öğrendim.

13. Hizbullah Cemaatinin öncülerinden İsa Bağasi, bu süreci "Kendi Dilinden Hizbullah" isimli kitabında yazdı; dileyen oradan okuyabilir.

tevhidi 12 (0081

CEMÂZİYE'L ÂHİR 1442 - ŞUBAT'21 -MART2I

teuhid

Bu tutukluluk süreci on üç buçuk ay sürdü. Birçok hayra vesile olması yanında ilginç gelişme- lere sahne oldu. Bunlardan biri, yukarıda anlatılan süreçle ilgili olduğu için paylaşmak istiyorum:

"26 Zilhicce 1429/24 Aralık 2008 tarihinde elime bir risale geçti. Bazı insanların belirli bir fikre karşı kaleme aldığı ve özellikle muayyen tekfir, tekfirin engelleri, kimin tekfire müstehak olduğu; tağuti düzenlerde askerlik, okul ve memurluk gibi günümüzde çok tartışılan meseleler hususunda, muasır âlimlerin görüşlerinin beyan edildiği bir risaleydi.

Yazarın risaledeki temel vurgusu, bir grup gencin, muasır cihad âlimlerinin kitaplarını ve sözlerini yanlış anladığı yönündeydi. Nitekim yazar, bu konular üzerinde durmuş, kendince bunu beyan etmiş, risalede sözü edilen konulara değinmeye çalışmış ve kapasitesi ölçüsünde nakiller aktarmıştı.

Yazarın cihad âlimleri olarak ifade ettiği kişiler, El-Kaide vb. yapıları destekleyen, Usame ibni Ladin'in küresel direniş çağrısına yazıları ve sohbetleriyle destek veren ilim adamlarıydı. Bu ilim adamlarının kitaplarını ve sözlerini yanlış anladığını iddia ettiği bir grup genç ise o günlerde henüz tam anlamıyla oluşmamış Tevhid ve Sünnet Cemaatinin fertleriydi.

Yazarın bu risaleyi yazma ve bizi açıkça hedef alma nedeni ise kısaca şu şekildedir: 2008 yılın- da bir operasyona maruz kalmış ve basının günlerce "El-Kaide operasyonu yapıldı!" şeklindeki haberleriyle gündem olmuştuk. Bu esnada Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevinde kalan, El-Kaide yapısına mensup ve risale yazarının da içinde olduğu bir grup şahıs, çıkan haberlerden sonra bizlerin kendileriyle aynı cemaatten olduğu kanısına varmış. Aynı cezaevinde kalan kardeşle- rimizle karşılaşıp, bazı sorular sorunca; bizlerin onlarla aynı cemaatten olmadığını, aramızda hem itikad (inanç) hem de menhec (metot) yönünden farklılıklar olduğunu görmüş ve sonuç olarak cemaatlerinin yanlış tanınmaması için bu risaleyi kaleme almışlar. Böylece basının hak- kımızda yaptığı yalan habere aldanarak, bizleri El-Kaide mensubu sanabilecek kamuoyunu aydınlatmayı hedeflemişler. Aslında yaptıkları bu davranış onların en doğal hakkıdır. Elbette bizler gibi, El-Kaide'yle itikad ve menhec olarak bir araya gelmesi mümkün olmayan insanların, basının yalan haberleri sebebiyle aynı topluluktan zannedilmesi yanlıştır ve onların da bunu kamuoyuna açıklama hakkı vardır. Eğer risale bu kadarıyla yetinip, hakaret ve aşağılama gibi ilmi üsluba yakışmayan ifadeler barındırmasaydı açıkçası bu risaleden memnuniyet duyardık.

Cezaevindeyken elime ulaşan risalenin tamamını okudum, önemli olabilecek yerleri defalarca tekrar ettim. Risalenin içindeki konuların çoğunu internet ortamında mevcut olan derslerimde anlattığım için bir cevap vermeyi düşünmemiştim. Fakat risale henüz elime ulaşmadan önce birçok kardeşin, bu risaleyi okuyup kendilerine bazı noktalarda ayrıntılı bilgi vermemi talep etmesi, herkesin bilgi istediği noktanın farklı oluşu ve ayrı ayrı yazıldığı zaman çok vakit alacak

14. Cezaevi süreçlerine dair detaya girmeyeceğim. Bunun iki nedeni var: a. 100. sayıyı hazırlayan kardeşler; benden davet süreçlerini, karşılaşılan zorlukları ve güzel gelişmeleri yazmamı istedi.

b. 2020'nin Mart ayından bu yana cezaevi süreçlerini anlatan bir çalışmaya başladım. Hamdolsun; 2008-2009 sürecini bitirdim. Şu ân yaşamakta olduğum üç buçuk yıllık süreci yazdım, yeni gelişmeleri yazmaya devam ediyorum. Fırsat buldukça -her gün yarım sayfa veya bir sayfa şeklinde- 2011-2013, 2014 ve 2015-2016 süreçlerini yazacağım Allah'ın izniyle. Sizlerden de dua beklerim.

(00 13 teuhid

CEMÂZİYE'L ÂHİR 1442 - ŞUBAT'21 RECEB 1442 -MART2I

teuhid

olması üzerine fikrimi değiştirdim ve risaleye, baştan sona herkesin faydalanacağı bir reddiye yazmaya karar verdim."!5

Tam bir güler misin, ağlar mısın durumu: Sistem (in o gün ki yüzü FETÖ) sizi El- Kaide diye teşhir edip tutukluyor. ABD'li diplomat "Bunlar El-Kaide değil" diyor. El- Kaide Türkiye Sorumlusu bir mektup, iki de risaleyle size hakaretler ediyor. Böyle bir dosyada FETÖ size "El-Kaide üyeliği"nden ceza veriyor. AK Parti Yargıtay'ı "Üyelik olmaz yöneticilikten ver” diye dosyayı aleyhinize bozuyor. Size de "Hasbunallah!” demek düşüyor; Hasbunallah!

2.Dönem: Cemaatle Davet Dönemi

2009 yılında cezaevinden çıktık. O tarihten bugüne kadar geçen zamanı, cemaatle çalışma dönemi kabul edebiliriz. Yüce Allah'a hamdolsun; cezaevi süreci birçok hayra vesile oldu. Bizim "Nasıl kurtulacağız?" diyerek saçlarımızı ağarttığımız sorunlar, ilahi bir dokunuşla ken- diliğinden çözülmüş oldu. Neye inandığını bilen, nasıl bir mücadele süreci içinde olduğumuzu idrak etmiş, imtihanla arınıp temizlenmiş bir grup insanla yola koyulduk.

Bu dönemde maddi sıkıntılar dışında hiçbir sorunumuz olmadı. Hatta diyebilirim ki; az ve sade olanın asaleti ve gönül huzuruyla, bugün bile hatırladıkça yüzümüzü güldüren çok güzel günler yaşadık. Yaşadığımız maddi sıkıntıların nedeni, "iyice tanımadığımız ve emin olmadığımız" insanlardan yardım kabul etmeme prensibiydi.

Bu sürecin meyvelerinden biri Tevhid Medresesi idi. Hamdolsun; bugün erkekli kadınlı davet yapan, insanlara dinini öğreten, davetin yükünü omuzlayan birçok kardeşimiz bu medresenin öğrencisidir. Ben de dâhil olmak üzere Tevhid Medresesinde mezuniyet mefhumu yoktur. Hem öğrencisi hem hocası olduğumuz medresenin her yıl maruz kaldığı operasyonlar ne- deniyle -zahiren- sıkıntı yaşadığı doğrudur. Ancak bugünden bakınca -2021- anlıyorum ki; bu operasyonlar Türkiye ilmiye sınıfının genetik problemlerini kader eliyle tedavi etti. Yüce Allah; korkaklık, insanlara yük olma, istenilen her yöne çekilme gibi; medreselerin yapısın- dan kaynaklı, nesilden nesile aktarılan gayri İslami ahlaklardan öğrencileri korudu. Evet, zor oldu. İmtihan dibeğinde dövüle dövüle oldu. Zulme uğrayarak, ayrılıklar yaşayarak, eğitim süreçleri aksayarak oldu... Evet, ancak tüm bu zorluklara rağmen güzel oldu. Allah'tan «co esenlik ve afiyet istemekle beraber, O'ndan gelen her şeye razıyız. Ve tüm kalbimizle, "Bizi bize bırakma, elimizden tut, hayır neredeyse bizi oraya sevk et Allah'ım!" diyoruz.

2009-2011 yılları arasında seçici davrandık! Bu seçiciliğimiz "Müslimlere kapılarını kapatmak ve cemaatçilik” etiketiyle eleştirildi. Eleştirilere kulak tıkayıp yolumuza devam ettik. Zira yürüdüğümüz yolun imtihanlar yolu olduğunu; sağlam, öğrenmeye/eğitime/değişime açık insanlarla bir temel atmak zorunda olduğumuzu biliyorduk. Bugün bile, o günlerde -Allah'ın co yardımıyla- atılan temellerin meyvesini yiyoruz.

2009-2011 yılları arasında dışa dönük bir yönümüz olsa da daha çok eğitime önem verdik. Dışımızdaki sorunlarla ilgilenmeme kararı aldık. Fakat... Evet, burada bir fakat var. Bu süreçte yaptığımız hatalardan birini, geriden gelenlere örnek olması umuduyla paylaşmak istiyorum: Tevhidi cemaatler arasında itikadi bir tartışma yaşandı. Aldığımız karar gereği

15. Güncel İtikad Meseleleri, Halis Bayancuk, Tevhid Basım Yayın, s. 12-14

teuhid| 14 (00

CEMÂZİYE'L ÂHİR 1442 - ŞUBAT'21 -MART2I

teuhid

bu soruna müdahil olmamalıydık. Ne ki tarafların ısrarı, vefa duygusu -taraflardan biriyle arkadaşlığımız vardı- ve ıslaha vesile olur düşüncesiyle sürece müdahil olduk. Bizi yoran ve enerjimizi israf eden mezkür süreç, bize bir hakikat öğretti: Türkiye'de gruplar maddi/siyasi anlaşmazlıklar yaşar, ancak bu durumu dini ihtilaf kılıfıyla topluma aksettirir. Zahiren ortada dini bir tartışma var. İhtilaf ne delille ne tartışmayla ne de nasihatle gideriliyor. Sonra anlı- yorsunuz ki; dini ihtilaf yalnızca bir kılıf. Tarafların öfke hâlinde birbirine yönelttiği töhmetler; ya maddi ya siyasi ya da şahsi... Sorun çözülmüyor; zira siz dinden çözüm getiriyorsunuz, sorunsa dünyevi... Ki; o günden sonra başından sonuna vakıf olmadığımız hiçbir tartışmaya ortasından veya sonundan müdahil olmadık, olmamaya da kararlıyız.

İç eğitime yöneldiğimiz bu süreçte yaşadığım şahsi bir soruna işaret etmek istiyorum: Aynı coğrafyayı paylaştığımız Doğu toplumlarında zaman hassasiyeti yok. Konuşan susmayı, otu- ran kalkmayı, telefon eden kapatmayı... bilmiyor. İslami çalışmanın en temel meselelerinden biri; zamanı doğru kullanmak, programlı hareket etmektir. Aksi hâlde hükmedemediğiniz zamany/akış size hükmediyor ve savruluyorsunuz. Başarısızlığın mazereti yoğunluk oluyor. Aslında beklenen tam tersidir; yoğun çalışma başarı sebebi olmalıdır.

İnsanları kırmamak için gösterdiğiniz çaba suistimal edilebiliyor. Bir mecliste sabah na- mazından sonra dersim olduğunu söylememe rağmen gece üçe kadar soru sordular. Üçte meclisi kapatmak zorunda kaldım. Başka ilden gelen biri benimle özel konuşmak istediğini belirtti. Yaklaşık bir buçuk saat süren konuşmadan sonra, "Bu konuşmanın amacı nedir?" gibi bir soru sordum. Muhatabım, "benimle muhabbet etmenin güzel olduğunu" söyledi. Maalesef, önünü almadığınızda böyle absürt durumlar yaşanabiliyor.

Zaman, kulluğumuzun ve hizmetimizin sermayesidir. İslami çalışma yapanların zaman hassasiyeti olmalı; sözlü veya ameli hiçbir eylem akışa bırakılmamalı, her işin başlangıç ve bitiş saatleri belli olmalı, her ona tahsis edilen zamanda halledilmelidir. Ayaküstü, prog- ramsız, akla esti diye yapılan iş; insanın önce kendisine, sonra muhatabına, sonra da davasına saygısızlığını gösterir. Bu konudaki hassasiyetimin ben yokken de sürdürülmesi en büyük arzumdur. Zira zaman hassasiyeti teorik bilgilerle oluşturulabilecek bir hassasiyet değildir. Ancak birilerinin örnekliğiyle, yaşam pratiğiyle oluşturulabilir.

2011-2014 Süreci

Çalışmalar devam ederken 2011 yılında yeni bir operasyona maruz kaldık. Bu operasyon katıksız bir Cemaat -bugünkü ismiyle FETÖ- operasyonuydu. Bir öncekinde olduğu gibi temkinli davranmıyor, bir "ışık evine" gelmişiz hissi uyandıran TEM binasında açık açık ko- nuşuyorlardı. Zaten onları yakan da o kibir, o dokunulmazlık hissi oldu.

Bu tutukluluk yaklaşık iki yıl (yirmi bir ay) sürdü. 2011-2013 arasında yaşadığımız tu- tukluluk döneminde hem dünyada hem de Türkiye'de ilginç gelişmeler oldu. Arap Baharı olarak adlandırılan, henüz nihayete ermemiş Arap halk isyanları süreci başladı. Cemaat ile AK Parti'nin arası bozuldu. Gezi olayları patlak verdi. Çözüm sürecinin temelleri atılmaya başladı. Türkiye'nin bir asırda yaşaması muhtemel toplumsal hadiseler birkaç yıl içinde yaşandı. Olaylar bitti, etkileri bugün dahi sürüyor... Ve ümidim odur ki; yüce Allah, Ashab-ı Kehf'i uykuyla koruduğu gibi, zindanla bizi bu fitne ortamından korudu.

(00 15 teuhid

CEMÂZİYE'L ÂHİR 1442 - ŞUBAT'21 RECEB 1442 -MART2I

teuhid

Bu sürecin en güzel meyvesi şu ân elimizde tuttuğumuz Tevhid Dergisiydi. 2011 yılında çıkarmaya karar verdiğimiz, 2012 yılında çıkarmaya muvaffak olduğumuz dergi, bir sancının dış dünyaya yansımış matbu hâlidir.“ Dergiyi çıkarma nedenlerimizi şöyle özetleyebilirim:

* Türkiye'de cemaatlerin kendi müfredatını oluşturma eksikliği var. Genelde tercüme eserler veya yerli müelliflerin eserleri eğitim müfredatı olarak kullanılıyor. Bu durum birçok soruna sebep oluyor. Yazarın öncelikleri, yaşadığı vakıa ve kullandığı örnekler okuyucunun gerçek- liğinden farklı oluyor. Bazen yazarın itikadı, fıkhi veya örfi kabulleri okuyucuyu ürkütüyor. İslam'la henüz tanışmış insanların kafası karışabiliyor. Çoğu zaman eğitim müfredatı olarak kullanılan kitaplar okuyucuda istenen etkiyi göstermiyor. İlginçtir; Türkiye'de hocalar kendi okuyup etkilendikleri kitapları yeni insanlara tavsiye ediyor. Onca yıllık eğitimden geçmiş bir hoca için çok önemli bir kitap, ilmi alt yapısı olmayan insanlar için işkenceye dönüşe- biliyor. Arapçası devrim niteliğinde bir kitabın Türkçe tercümesi, yetkin mütercimlerimiz elinde anlam bozukluğu ve devrik cümle test sorusu kitabına evrilebiliyor. Bazen tavsiye edilen kitabın hacminden fazla olacak şekilde dikkat edilecekler listesi sunuluyor... Bizim hassasiyetlerimizi gözeten, önceliklerimizi önceleyen ve bize ait gündemle paralel ilerleyen bir müfredat oluşturmak istedik. Tevhid kütüphanesinin süreli yayın ayağını Tevhid Dergisi üstlendi. Allah'a hamdolsun.

*Bir yapı olarak kendi gündeminizi belirleyecek araçlara sahip değilseniz, başkalarının belirlediği gündemi takip ediyor, onun arkasında savruluyorsunuz. Çoğu zaman tağutların yaratılış gayesini unutturmak için oluşturduğu suni gündemlerle meşgul oluyorsunuz. Gündemini başkalarının belirlediği bir yapı bireysel ve toplumsal ıslahta rol alamaz; çünkü edilgendir... Aylık gündemimizi belirleme çabasının yazılı ayağını Tevhid Dergisi üstlendi, Allah'a hamdolsun.

» İslami mücadelede kendi sesinizi duyuracak kanallara sahip olmak önemlidir. Aksi tak- dirde sizin adınıza başkaları konuşur, toplum sizi başkalarının ağzından dinler. Çıktığı gün Dergi, sesimizi duyurma sorumluluğunu üstlendi. 77

*Derginin çıkış amaçlarından bir diğeri; Kur'ân'ın metodunu takip ederek sözlü geleneğe tabi bir toplumu, sözlü geleneği koruyarak yazılı geleneğe taşımaktır. 8 Bizler de ilk nesil gibi

16. Dergiyi çıkarma nedenlerimizi yazmadan önce bir noktanın altını çizmek istiyorum: Tevhid Dergisi umuma yönelik düşünülmüş bir dergi değildir. Ne dergiyi çıkardığımız yıl ne de bugün, toplumun tüm kesimlerine hitap edecek yetkinlikte ve durumdayız. Böyle bir kadro oluş- turma azmindeyiz ve Allah'ın izniyle bunu başaracağız, hiç şüphem yok. Ne ki kendi gerçekliğimizin farkında olmak, ayağımızı yorganımıza göre uzatmak ve yapıyor olduklarımızı abartıp yapmamız gerekenlere engel oluşturmamak için, bu gerçekliği göz önünde bulundurmalıyız. Zira bazı arkadaşlarımızın yaptıklarımızdan memnun olduğunu; tevhidi camiada hayırda yarışacak insanların olmamasını, "ulaşılabilecek son noktaya" varmışız gibi değerlendirdiğini görüyorum. Şu unutulmamalı: Biz daha yolun başındayız! Evet, yolun başı için başarılı kabul edilebiliriz. Ancak önümüzde uzun bir yol, gerçekleşmesi gereken sayısız proje vardır ve her şeyden önce kendimizi yetiştirme azmi olmalıdır.

17. Geldiğimiz noktada bir gerçekliğin farkındayız: Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla yazılı matbuat -buna dergiler de dahildir- etkisini yitirdi. Dün ise durum farklıydı; Derginin çıktığı tarihlerde sosyal medya çok yeniydi ve yazılı matbuat hâlâ etkin bir iletişim aracıydı. Değişime açık bir yapı olarak, zaman içinde sosyal medyayı kendimizi ifade aracı olarak öne çıkardık. Gelinen noktada Dergi, daha çok tevhid ehline yönelik faaliyetlerini sürdürüyor. Allah (cc) muvaffak kılar da başlamış olduğumuz yapay zeka projesini tamamlarsak, tevhid davetinin müstesna bir ufka erişeceğine inanıyorum.

18. Arap toplumu -tüm Doğu toplumları gibi- sözlü bir geleneğe sahipti. Söz, duygulara hitap edip ânlık etkiler oluştursa da düşünceye hitap eden ve karakter inşa eden yazı kadar kalıcı etkiye sahip değildi. Ayrıca yazıya dayanmayan söz, derinlik kazanmadığından şekilsel kalıyordu. Vahiy, ilahi kelamın yazılmasını emrederek; kaleme, yazdığına ve yazılan materyale yemin ederek; sahife ve kitaplardan bahsederek... İslam toplumunun dikkatini yazıya çekti. Böylece söz ve yazı birbirini besleyen, aklı ve duyguları aynı ânda yönlendiren inşa edici bir eğitim metoduna dönüştü.

teuhid| 16 1005

CEMÂZİYE'L ÂHİR 1442 - ŞUBAT'21 RECEB 1442 -MART2I

teuhid

İslami mücadelede kendi sesinizi duyuracak kanallara sahip olmak önemlidir. Aksi takdirde sizin adınıza başkaları konuşur, toplum sizi başkalarının ağzından dinler. Çıktığı gün Dergi, sesimizi duyurma sorumluluğunu üstlendi.

bir söz toplumuyuz. Avam olarak bizlerin vaaz dinlemeyi, kitap okumaya tercih edişimiz; ilmiye sınıfının yazmaktansa vaaz verme konusunda etkin oluşu bu gerçekliğin kanıtlarındandır.

*Bir önceki maddeyle bağlantılı olarak bir diğer düşüncemiz; belirli alanda uzmanlaşan kardeşlerimiz için bir yazı atölyesi oluşturmaktır. Özellikle şer'i ilim okuyan talebelerin yazma pratiği kazanacağı, zaman içinde gelişeceği, bildiklerini yazılı olarak toplumla paylaşacağı bir platform oluşturmaktır. Şu bir gerçek ki; dergi bir okul gibi zaman içinde yazarlarını ol